Sıcak Sıcak,  Söyleşiler

KAYIP KİTAPLIKTAKİ İSKELET / BANU AKSOY / BİR DOLAP KİTAP (NİSAN 2011)

KAYIP KİTAPLIKTAKİ İSKELET

BANU AKSOY

Belki biliyorsunuzdur: Ben sanat tarihi eğitimi aldım. Çocukken arkeolojiye büyük ilgi duyardım. Bu ilgi zamanla sanat tarihine kaydı ve ben hep istediğim eğitimi almak üzere Mimar Sinan’ın Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nü kazandım. Ne var ki, benim kayıt yaptırdığım yıl iki bölüm ayrıldı ve ben sanat tarihi kısmında kaldım. Şans işte. Arkeoloji tutkum ise devam ediyor. Ben işin detektiflik kısmını seviyorum sanırım. Bir şeylerin izini sürmek, nesneleri anlamlandırmak ve ufacık bir buluntunun bile pek çok anlama gelebileceğini bilmek cazip geliyor.

İşte tüm bu nedenlerden ötürü Selçuk’taki antik Efes kentine bayılırım. Efes yüzlerce, binlerce gizem sunar insana. Efes dendi miydi benim için akan sular durur. Efes’i çok gezdim; Efes’le ilgili çok şey okudum. Efes’le ilgili her şey beni heyecanlandırır. “Kayıp Kitaplıktaki İskelet” adlı bir kitabın yayımlandığını duyunca da kulaklarım yelken gibi kabardı. Nı nı nı nıııı!

Kitap pek çok açıdan ilgimi çekti. Birincisi öyküsü Efes’te geçiyor. İkincisi çok sevimli hayvan kahramanları var. Öykünün baş kahramanı Ceylan, Efes harabelerinin yanı başında büyümüş bir kız çocuğu. Babası Efes’te bekçilik yapan Ceylan’ın tüm hayatı Efes kalıntıları ve buradaki yaşamdır. Antik kentin tüm girdisini çıktısını bilen Ceylan’ın en yakın dostuysa Efes adını verdiği sevimli kedidir. Ama okula gelen yeni çocuk Ali, Ceylan’ın içinde güzel bir yürek çırpıntısının başlamasına neden olur. Artık tek derdi Ali ile arkadaş olmak ve onu antik kentte gerçekleştirecek konsere davet edebilmektir. Ceylan konserin verileceği tiyatroya gizli bir geçitten geçerek gitmeyi aklına koyar. Tüm bu hazırlıklar içinde Kedi Efes’i birazcık ihmal eder. Efes ise her sabah yemek kabından kaybolan yiyeceklerin sırrını çözmekle uğraşmaktadır.

“Kayıp Kitaplıktaki İskelet”in ilginç bulduğum bir yanı da çift yazarlı oluşu. Kitabı Mavisel Yener ve Aytül Akal birlikte kaleme almışlar. Yener-Akal ikilisinin daha önce de ortaklaşa kitaplara imza attığını biliyordum. Hatta onların şiir kitaplarına da yer vermiştik Dolap’ta. Bir kitap nasıl iki kişi tarafından yazılır diye merak ettim ve bunu kitabın yazarlarına sordum. Onlar da bana kitapları gibi oyunlu bir e-posta ile karşılık verdiler.

Bu iletiyi Mavisel Yener ve Aytül Akal birlikte yazdık. Hangi soruyu kim yanıtladı anlaşılmasın diye de, ikimiz birden aynı iletiyi ayrı ayrı yolluyoruz . Kitaplarımızda olduğu gibi bu soruların yanıtlarında da ortak bir çalışma yapmak istedik. Böylece nasıl eşitlikçi bir “ortaklık” içinde çalıştığımız konusunu da size örneklemek istedik.

Bir Dolap Kitap: Daha önce ortaklaşa şiir kitapları da yayımladınız. Bir kitap, birden fazla kişi tarafından nasıl yazılır? Ne tür bir çalışma yöntemi izliyorsunuz?

Mavisel Yener & Aytül Akal: Kesin bir yöntemimiz yok. Tek başına çalışırken de “çok çalışmak” dışında bir yöntem izlemiyoruz. Ama doğruya doğru, “çok” çalışıyoruz…

Şiir kitaplarını, Mavisel Yener’in yazdığı Ay şiirleri başlattı. Aytül Akal, biraz komiklik olsun, biraz Yener’i yeni şiirler yazmaya motive etmek için, yeni Ay şiirleriyle karşılık verince, iki yazar birbirlerine karşılıklı olarak şiir yollamaya başladı. Bu şiirleşmelerin sonucunda o kadar çok şiir birikti ki, Aytül Akal bunların birlikte oluşturulabilecek kitaplara dönüştürülebileceğini fark etti.

Önce aynı tema üzerine karşılıklı yazılan şiirler, bir yandan tema dışı yazılan şiirlerle, bu şiirleşmeler iyice eğlenceye dönüştü. Böylece beş kitap (Mavi Ay, Kar Sesi, Denizin Büyüsü, Kuş Uçtu Şiir Kaldı, Şiirimi Kedi Kaptı) yazıldı. Ancak, iki yazar pek uslu duramadık ve yeni oyunların arayışına girdik. Aynı şiiri birlikte yazmayı denedik (Ay Kaç Yaşında ve Kaç Güneş Var). Ardından Aytül Akal, Mavisel Yener’e “kırmızı bir şemsiye” kaybedip kaybetmediğini sordu. Böylece yeni bir oyun daha başladı ve “Kırmızı Şemsiye” başlıklı bir ortak bir çalışma çıktı ortaya. Bu çalışmada, iki yazarın öykü ve şiirlerini resimleyen iki ayrı ressam vardı. Böylece, tek bir kitapta dört sanatçı birlikteçalışmış oldu.

“Kayıp Kitaplıktaki İskelet” başlıklı romanın ortak bir ruh ve üslupla yazılmasındaki başarı, 2001′den beri süregelen bu çalışmaların bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz.

BDK: “Kayıp Kitaplıktaki İskelet” fikri nasıl ortaya çıktı?

MY & AA: Tudem Yayınları sahibi İsa Aykanat, Kültür Bakanlığı’nın 47. Kütüphaneciler Haftası açılışının bu yıl Efes Celsus Kitaplığı’nda yapılacağını söyledi ve Mavisel Yener’e o gün için bir proje kitap yazıp yazamayacağını sordu. Daha önce yazdığı “Mavi Zamanlar” kitabında arkeolojik alanda geçen bir serüven anlattığı için, bu, Yener için keyifli bir çalışma olacaktı. Yener, böylesi güzel bir projeyi Aytül Akal’a anlatıp “Birlikte yazalım mı?” teklifinde bulundu. Böylece kitabın heyecanlı yolculuğu başlamış oldu. İki yazar, birer tuğla koyarak yapıyı ördük.

BDK: Kitabın mekânını Efes olarak seçmenizin özel bir nedeni var mı?

MY & AA: Efes kendi başına özel bir mekân… Aytül Akal’ınçocuklukta ailesiyle sıklıkla pikniğe gittikleri, Mavisel Yener’in ise daha sonraki dönemlerinde orada yapılan çalışmaları izleyip, zaman zaman ziyaret ettiği bir ören yeri. Ancak Efes’in bir romana konu olması, İsa Aykanat’ın Mavisel Yener’e sunduğu proje teklifiyle gerçekleşti. Aynı konuda yazılan ayrışiirler, birlikte yazılan şiirler derken, iki yazar zaten yeni bir oyunlu çalışmanın arayışı içindeydik; bu roman da bizim için eğlenceli bir oyuna dönüştü.

BDK: Efes’te en sevdiğiniz mekân hangisi? Neden?

MY & AA: Efes harabelerinde en çok ilgimizi çeken mekân, gizli geçitler. Henüz ortaya çıkarılmamış onlarcası olduğunu biliyoruz; hem gizemli hem de merak uyandırıcı. Ortaya çıkarılmış olanlar arasında, Celsus Kitaplığı’nı çok seviyoruz, çünkü oraya ait biriktirdiklerimiz gitgide çoğalıyor.

BDK: Zaman içinde yolculuk yapıp Efes’e gitseydiniz, ne yapmak isterdiniz?

MY & AA: Efes’in çağlar boyunca karşı karşıya geldiği yangınları, depremleri durduramazdık; uygarlıkları savaşmaktan vazgeçiremezdik. Ama eğer Celsus Kitaplığının ancak tek duvarıyla yüzyıllar sonrasına kalabileceğini bilseydik, en azından oradaki kitapları mumyalayıp kimsenin ulaşamayacağı bir yere gizlerdik; belki yüzyıllar sonrasında bir gün biri onları bulur diye… Bakarsınız bir gün iki yazar, bizim gizlediğimiz sırrı keşfederdi…

BDK: Kitabın finalinde, öykünün bitmediği hissine kapıldım. Acaba bu bir seri mi olacak?

MY & AA: İkimizin de kitaplarını okuyanlar hep bu hisse kapılır. Sonunu okura bırakmayı yeğliyoruz. Okurun yaratıcılığı ve hayal gücünü de katalım bu “son”a istiyoruz. Yayınevimizden de geldi seri olması isteği ama biz henüz bunu bilemiyoruz. Eğer kahramanlar ve mekân bunu bize dayatırsa elbette yazılır, ama dayatmazlarsa yazmayız, bu konuda kendimizi özgür hissetmeyi seviyoruz.

BDK: Kitabın arkasında yer alan fotoğraflardaki “Hadrian”, “Efes” ve “Çelimsiz”in gerçek hikâyesi nedir? Yani onlar ‘gerçekten’ varlar mı? Yoksa tesadüfen orada olan ve bir öyküye esin kaynağı olan isimsiz birer hayvan mı?

MY & AA: Aytül Akal İstanbul’da, Mavisel Yener ise İzmir’de. Romanı biraz sürdürüp karşı tarafa yolluyor, metin kime geldiyse, o biraz yazıp diğer tarafa yolluyor. Metin defalarca gitti geldi aramızda. Hilmi Bey’in kulübesi, Efes, Kapkap, Çelimsiz, tamamen kurgusal olarak yaratıldılar. Roman bitmek üzereydi; bir gün Mavisel Yener bir fırsat yaratıp eşi Aydın Yener’le birlikte Efes harabelerini ziyarete gitti. Çelimsiz de, Efes de, Hilmi Bey’in kulübesi de oradaydılar. Heyecan içinde resimlerini çekip Aytül Akal’a yolladılar. Roman sanki kendiliğinden gerçeğe dönüşüyordu. Gizli geçit de oradaydı. Bulunamayan tek karakter, Kapkap idi.

Hayal gücü inanılmaz bir şey. Biz kurguladık, kahramanlar birer birer karşımıza çıktı. Romanı bitirdiğimizde, yayın yönetmenimiz İlke Aykanat Çam bile inanamadı kahramanların gerçekten var olduğuna. Bir Pazar günü, eşi ve iki tatlı kızıyla soluğu Efes harabelerinde aldı Artık kaçınılmazdı, kahramanların gerçek olup olmadığını merak eden okurlar için, Aydın Yener’in ve Sinan Çam’ın çektiği fotoğraflar da romanın ardına eklenecekti…

Ben kitabı okurken, arkada yer alan fotoğraflardan çok etkilendim. Bu sayede öyküde sözü edilen her karakterin gerçekten orada var olduğu hissine kapıldım. Bildiğim, tanıdığım mimari yapılara şimdi bir de bir kedi, bir köpek ve bir kaplumbağa eklendi. Bundan böyle Efes’e her gittiğimde gözüm alnındaki “M” harfiyle Efes’i, yavrularını çoktan büyütmüş olan Çelimsiz’i ve upuzun ömrü boyunca kim bilir nelere tanıklık etmiş kaplumbağa Kapkap’ı arayacak.

“Kayıp Kitaplıktaki İskelet”in önemli bir misyonu var. Ülkemizin ve dünya tarihinin en önemli arkeolojik merkezlerinden birine dikkat çekiyor. Çocukken etkilendiğimiz ne varsa zihnimizde izler bırakıyor. Kültür mirasına dikkat çekmek için kitaplar ve filmler çok iyi birer araç. Bu sayede zihnimize faydalı tohumlar atılıyor. Ben bu misyonu önemsiyorum. Ben çocuk olsaydım, bu kitabı okuyunca Efes’i merak ederdim. Üstüne üstlük işin içinde gizli geçitler varsa, çocuk aklımla kim bilir ne keşif hayalleri kurardım. Çocuğunuz varsa, hele ki arkeolojiye ilgi duyuyorsa ona bu kitabı armağan edin. Sonra olanak bulursanız bir yaz tatilinde Efes’i ziyaret edin. Öğretmenseniz, öğrencileriniz için Efes gezisi düzenleyin. Kalıntılar arasında gezinirken Ceylan’ın izlerini sürün. Efes’in tünellerinin girişlerini bulun. Binlerce yıllık kanalizasyon sistemine bakın. Şehir tuvaletlerinde eğlenin. Yamaç Evler’de gezinin. Celsus Kütüphanesi’nin içindeki parşömenleri hayal edin. Zamanında 24.000 kişi alan, Antik Çağ’ın en büyük tiyatrosunda oturun, sahneye çıkın! Efes’e gidemediyseniz, başka bir ören yerini ziyaret edin ve kendi öykülerinizi uydurun. Hayal edin!

Umarım “Kayıp Kitaplıktaki İskelet”i okuyan çocuklar, gidip Efes’i de gezme şansı bulurlar. Çünkü Efes içinde sayısız masal saklıyor ve her gün bir yenisinin keşfedilmesini bekliyor.

Kayıp Kitaplıktaki İskelet- Banu Aksoy- Bir Dolap Kitap- Nisan 2011

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.