Sıcak Sıcak,  Söyleşiler

MAVİSEL YENER İLE PASAKLILAR ÜZERİNE SÖYLEŞİ / VARLIK DERGİSİ (EYLÜL 2016)

MAVİSEL YENER İLE PASAKLILAR ÜZERİNE SÖYLEŞİ- VARLIK DERGİSİ

*Pasaklılar Tehlikeli Maymun, Roman, Bilgi Yayınevi, 175s.

*Pasaklılar- Timsah Havuzu, Roman, Bilgi Yayınevi,185s.

– Pasaklılar Tehlikeli Maymun bu yılın çok okunan, kısa sürede yeni baskıları yapılan bir çocuk kitabı. “Pasaklılık” hepimizin sorumluluklardan uzak, duyarsız, biraz da rahat yanımız. Tatlı bir ironi ile okuru “Pasaklılar Kenti”ne götürüyorsunuz. Girişte “Pasaklılar Kenti senin yaşadığın yere çok uzak da olabilir, pek yakın da…” diye okura seslendiğinize göre sanırım kitap, toplumsal bir gözlem sonucu ülkemize ve insanımıza eleştirel bir bakışı vurguluyor. Ne dersiniz?

Yazar toplumun tadına bakar, bunu yaparken bir kitaba filizlenir. “Pasaklılar” metaforu böyle doğdu. Pasaklılar serisinin, tarihi belgeleri kaybeden bellek yitimli toplumları bekleyen son konusunda söyleyecek çok sözü var. Sadece ülkemiz ve insanımız değil, bu duruma gelmiş bütün toplumlara eleştiri getiriyor metin; her coğrafyada geçiyor olabilir. Pasaklılar Kenti, toplumsal bellek ve tarih bilinci zayıflatılmış ülkelerin yaşadığı kaosun bir simgesi. Kitap eğlenceli, serüven dolu bir kurguyla ilerlerken o eğlenceli kent birden karabasanla yüzleşiyor. Çünkü pasaklılıkları yüzünden, geçmişe ait bütün bilgi ve belgeleri yitirmişler, değerini bilememişler. Onları yok etmek isteyen Ivırzıvır Kenti’nin ekmeğine yağ sürmüş bu durum. Kitapta da dediğim gibi “Sevgili okur kararı sen ver! Pasaklılar Kenti senin yaşadığın yere çok uzak da olabilir, pek yakın da…”

-Pasaklılar Kenti, yalnız Pasaklılara bırakılmayacak kadar zengin bir yer. Doğal olarak düşmanları çok. Tehlikelere karşı umut çocuklar mı?

Öylesine pasaklılar ki ülkelerindeki değerli bir madenin yerini bile kaybetmişler. Bu madeni unutmuşlar. Fakat düşmanları, onlardaki bu varsıllığı unutmamış elbette! “Bütün umudumuz sizsiniz” diyerek çocukların omuzlarına büyük yükler vermeyi hiçbir zaman amaçlamadım. Daha aydınlık, daha mavi diyarlar yaratmak için “umudumuz çocuklar” klişesine sığınmayı sevmiyorum. “Onların bilinçlenmesi, düşünen, sorgulayan bireyler olarak yetişmesi için biz ne yapıyoruz?” sorusu daha önemli. Yapıtlarımda çocuklara öğütler vermeyi de hiç sevmem, çünkü bunun onları bıktırdığını biliyorum. Çocuk okurlar Pasaklılar Kenti’nde yaşananları hatırladıkça hem gülümseyecek hem de yaşadıkları coğrafyanın geçmişten bugüne uzanan yol haritasını keşfetme isteği duyacak. Romandaki çocuklar da bunu yapıyor.

-Ana izlek, teknolojinin önemiyle destekleniyor. Çocuk ve teknoloji, günümüzde eskilerdeki “çocuk ve oyuncak” olgusuyla yer mi değiştiriyor?

Biz yetişkinler nereye baksak sorun görüp çaresizlik hissediyoruz. Oysa çözüm gözümüzün önünde aslında. ‘Sorun’ diye nitelediğimiz her ne varsa, onu yaratan düşünceleri incelemek gerekir. Teknoloji elbette çağımızın gereği, onu bir sorun değil çözüm olarak kullanmak insanın elinde. Mağara devrinde hayallerini duvara çizen çocuk şimdi de ekrana çiziyor. Oyun ve oyuncak tarihinde nesneler değişiyor, sadece o kadar! Fakat çocukların hayal gücü her zaman işbaşında. Platon’un Devlet’in de dediği gibi “Haydi çocuklar, koşun okuyun. Okuyun koşun. Gösterin anlatın. Gülün ve düşünün. Hayal edin, öğrenin ve inşa edin!”

-Pasaklılar Serisi kitaplarının iletisi çok önemli. Çocukları yaşadıkları coğrafyanın sorunlarını anlamaya ve düşünmeye yönlendiriyor. Seri boyunca aynı iletinin izi sürdürülecek mi?

Serinin ilk kitabı Tehlikeli Maymun ile ikinci kitabı Timsah Havuzu bu izlek üzerinden gitti. Üçüncü kitapta Pasaklılar Kenti’nde başka tuhaflıklar olabilir. Sürprizi bozmak istemem. Ama serinin her kitabı kendi renk tayfını oluşturacaktır kuşkusuz.

– Romanda açık, nükteli, eğlenceli çoğu kez “muzip” diyebileceğimiz bir dil ve anlatım var. Kolay okunan bir romana ulaşmada “dil ve anlatım” ne denli önemli?

Çocuk edebiyatının sonsuz evreninde “muzip”lik her zaman var olmalı, çünkü çocuğun doğasında var muziplik. Onlar tek düze, sıradan konulara takılıp kalan, ‘doğruluk’ dersi veren metinlerden hoşlanmıyorlar. Çocuklar için yazarken hem kolay okuyabilecekleri hem de onların algısına saygı duyan bir dil tutturmamız gerekir. Dil düşüncenin taşıyıcısı ise, çocuk kitabında kullanacağımız dil, onların yüreğine ne taşımak istediğimizle doğru orantılı olarak seçilmeli diye düşünüyorum. Çocuk ve gençlik edebiyatında dilin kodunu iyi çözümleyebilirsek okura başarıyla seslenebiliyoruz. Çocuklar için yazarken, tümceler iletişimsel anlamından, dilbilgisi temelindeki bileşkelerden daha öteye giden derinliğe sahipse o metni çocuklar kabullenir, sever. İşte tam da burada hem kolay okunabilen hem de sözünü ettiğim türde derinlikli dil ve anlatıma gereksinim duyulur. Doğal dil ile sanatsal dilin dengesinin kurulabilmesi çocuk edebiyatının olmazsa olmazlarındandır.

-Son yıllarda deneyimli yazarların da çocuk kitaplarına eğilmeleri, yayınevlerinin sorumlu yaklaşımları, örneğin ciltli özenli baskılar, nitelikli çocuk kitaplarını çocuk yazınına kazandırdı. Bir eğitimci olarak bunun mutluluğunu yaşıyorum. Siz, bir yazar olarak bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Yetişkinler için yazmakta “deneyimli olmak” başkadır, çocuk edebiyatı bileşenlerinden haberi olmak başkadır! Çocukluğun ipiyle inilen kuyular derin ve kocaman! O nedenle çok özen göstermek gerekiyor! Popüler kültürün yutturmaya çalıştığı gözbağcılık bu alanda kimi zaman hortluyor. Yazdığı niteliksiz yetişkin kitaplarına okur bulamayınca, çocuk edebiyatına göz kırpıp basit, öğretici çiçek-böcek metinleri yazarak üretimler yapmaya başlayanlar çoğaldı. Birkaç okula gidip imza gününde sevinç naraları atan böyleleri, çocuk edebiyatı tarihimizde yer alamayacak. Yetişkinlere yazıp da çocuklar için de kitap “yazdırılan” kimi yetişkin yazarının kitabını çocukların oflaya poflaya zorla okuduklarını biliyorum. “Sahici” olan “sahte” olanı her zaman kovacaktır! Genelleme yapmak doğru olmaz. Çocuk edebiyatı alanında iyi ki üretmeye başladı, dediğim “deneyimli” yazarlar da var tabii.

-Geçmişle kıyaslarsak son çeyrek yüzyılda daha çok kitapla daha çok çocuğa ulaşıldı ve “çocuk okur” kavramı yeşerdi. Okullarda yapılan imza günleri, kitap fuarlarındaki çok sayıda çocuk, bu görüşümü doğruluyor. Kitapları başka dillere de çevrilmiş, bu işe gönlünü vermiş Mavisel Yener, Türk Çocuk Yazınının geleceğini nasıl görüyor, diye sorsam neler söylersiniz?

Sanatı mümkün kılan, hayal gücünün ardına saklanmış umuttur ve her zaman vardır. İlhamını ve heyecanını yitirmemiş biri olarak, umut dolu bakıyorum ülkemizdeki çocuk edebiyatına. Bütüncül bakışta olumlu gelişmelerden söz edebilirim. Nitelikli, uluslararası düzeyde yapıtlar üretiliyor. Yazarlarımızın hayal gücü ve edebiyata/ dile gösterdikleri özen alkışlanacak düzeyde. Resimleme ve tasarım açısından da dev adımlarla ilerleniyor. Fakat bunun yanısıra alandaki kirlenmeye de dikkat çekmek isterim. Cicili bicili görünen her çocuk kitabı iyi değildir, dil, anlatım ve ileti açısından mutlaka irdelenerek öğrencilerle buluşturulması gerekir. Pek çok alanda olduğu gibi bu alanda zaman zaman kirlenmenin olduğunu düşünsem de, iyi edebiyatın her zaman galip geleceğini, geleceğe imzasını atacağını biliyorum.

Bahri Karaduman

Paylaş:

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.