Sıcak Sıcak,  Söyleşiler

ÇOCUK MAVİSİ MAVİSEL YENER’E SORULAR / DAMAR DERGİSİ / GÜNGÖR ŞENKAL (16 ARALIK 2007)

Çocuk Mavisi, Mavisel Yener’e Sorular

Yazar Güngör ŞENKAL
Pazar, 16 Aralık 2007

 

. Sevgili Mavisel, sizi çocuk yazınına yönlendiren ve yazarlığınızı oluşturan etkenler nelerdir?

– Direnmenin yollarını ararken sözcüklere sığınmayı keşfetmem çok erken yaşlarımda oldu. Çocuk yazınında verdiğim ürünlerin daha çok olması kalemimin beni oraya yönlendirmesindendir, özellikle “ben çocuklara yazayım” diye başlamadım ki yazmaya. Yazının ırmağında bir de baktım buraya gelmişim.Yazarlığımı oluşturan etkenlerin başında çocuk yaşlarda okuduğum ve çok sevdiğim kitaplar olmalı. Ayrıca genetikten tutun da çevresel etkenler, aldığım eğitim, yaşanmışlıklar, deneyimler, deneyimsizlikler. bir bütün olarak değerlendirilmeli insanın eylemlerini oluşturan etkenler. Bu nedenle “yazarlığımı oluşturan etken”ler, yaşamımın kılcal damarlarında dolaşan “her şey”dir diyebilirim.

İnsan sevgisini temel alan eserlerinizde ilgi çeken konulardan birini, doğal ve tarihi çevrenin sevilmesi ve korunması oluşturuyor. Bu konu “Mavi Zamanlar”da doruğa ulaşmış. Eseri büyük bir heyecanla okudum. Allianoi için bir imza vermenin ötesinde bir şey yapmamış olmanın utancını duydum. Anadolu’nun uygarlık tarihini tekleştirmek için, benim  “tarih siliciliği” dediğim iş ile kendilerini görevli sayanlara önemli bir yanıt olmuş. Yazarların, özellikle çocuklara yönelik yazanların bu konulardaki sorumluluğu nedir sizce?

– Yazan kişinin “aydın” kimliği taşıması gerekliliğine inanırım. Dünyadaki ve ülkesindeki olaylara duyarsız kalmayan, bunun ötesinde düşüncelerini eyleme dönüştürebilmeyi başaran kişidir aydın. Benim eylemim de yazmak ve yazının dönüştürücü etkisini hem kendim hem de okurum üzerinde duyumsamaktır. Tarihi varsıllıkların sular altında kalması içimi acıtıyordu ve bunu okurla paylaşmak, dertleşmek istedim. Çocuklara “öğretmek” için değil, onlarla “dertleşmek” için yazdım Allianoi’yi. Gerek Dolunay Dedektifleri Dehşet Mektuplar’ın kurgusunda gerek Mavi Zamanlar’ın kurgusunda bu antik kentle karşılaşmanızın nedeni budur. Yazarın sorumluluğu tamamen okuruna karşıdır,  isterseniz  buna “aydın sorumluluğu” diyelim.

. Çocukları eğlendirmenin ötesinde, eğitici ve öğretici olmaya çalışıyorsunuz. İnsan, toplum ve doğaya değişik bir gözle bakmalarını sağlıyorsunuz.  Mavi Elma’daki «İnsan hiç bilmediği yollarda sorularının yanıtlarını daha kolay bulur.», «Her zaman en basit sorular en önemli olanlarıdır.», «Demek bazen doğru yolun yanından geçip gidiyorduk göremeden.» tümceleri ile Kayıp Seslerin İzinde’deki «Gerçek definenin yüreklerinde saklı oldoğunu keşfetmeleri…» ya da Şiirimi Kedi Kaptı’daki «”Sis” topluyormuş şu amca, / elindeki çuvala. / Arkadaşım dedi ki; / Yanlış anlama, / “Ses” topluyor aslında / duyamayanlara…», verilebilecek örneklerden birkaçı yalnızca. Çocuk kitaplarında konuların, çocukları yaşama hazırlayan basitleştirilmiş ders kitapları gibi işlenmesi onların yazınsal değerini etkiler mi?

– “Çocukları eğlendirmenin ötesinde, eğitici ve öğretici olmaya çalışıyorsunuz” diyorsunuz. Öncelikle bu saptamanıza katılmadığımı söylemeliyim. Yazarken “eğitici ve öğretici” olmak gibi bir yaklaşımım hiçbir zaman olmadı, olmamalı da. Eğitmek ve öğretmek gibi bir çabaya girdiğinizde edebiyatın doğasından uzaklaşmış oluyorsunuz. Benim tek derdim çocukları ileride okuyacakları iyi yazınsal yapıtların peşine düşebilmeleri için o “tat”ı vermektir. Yukarıda verdiğiniz örneklerden de ayrımsandığı gibi, çocukları düşündürmeyi seviyorum. Ucu açık metinlerle bunu yaptığım zaman ayrıntıları kaçırmamaya çalışan okurlar oluyorlar. Okumanın tadını verebilmek çok önemli. Ders kitabı tatsızlığındaki metinlerle karşılaşan, okuduğu kitaplarda sürekli öğüt aldığını hisseden çocuk, kitapla bağını gitgide gevşetecek, ilerinin “okumayan” bireyi olacaktır. Çocuk kitaplarındaki eğitici yan mutlaka satır arasına gizlenmiş iletiler biçiminde verilmelidir.

. Uzaya dağılan seslerin yakalanmasıyla, zamanın eski kesitlerine ulaşmayı konu alan bir öykü tasarlıyordum. Siz beni geçerek, “Mustafa Kemal’in Kayıp Seslerinin İzinde” adlı eserinizde başka biçimde romanlaştırmışsınız konuyu. İyi de etmişsiniz. Bu eserinizde cumhuriyet, laiklik, Latin abc’si ile Batı’nın takvimi, uzunluk ve ağırlık ölçülerinin alınması vb. tartışmalı tarihsel konulara girmişsiniz. 
Türkiye’nin gelişimi her yönüyle göz önüne alındığında, bu düzenlemelerin gerçekten yararlı olduğunu düşünüyor musunuz?

– Ben asla umutsuz değilim. Gerek dil devrimi, gerek diğerleri, zaman zaman kesintiye uğratılmaya çalışılsa da Türkiye’nin çağdaşlaşması yolunda atılmış büyük adımlardır. Kimse bunu yadsıyamaz. Kitaptaki Aylin karakteri de çağdaş Türkiye’nin çağdaş bir bilim kadınıdır, kurguya girmesi elbette rastlantısal değildir! Açıkçası ben Cumhuriyet ve Kurtuluş Savaşı konusunu “tartışmalı tarihsel konu” olarak görmüyorum. Asıl tartışılması gereken şey belki bugün yaşanan küresel işgaldir, ülke topraklarımızın yabancı kişi ve kuruluşlara peşkeş çekilmesidir ve niceleri. Ama bunlar, Bilgi Yayınları’ndan çıkan Mustafa Kemal’in Kayıp Seslerinin İzinde adlı kitapta tartışılmamış, yalnızca genç okura minik pencereler açılmıştır, dileyen okur araştırır ve bilgiye ulaşır.

. Okuryazar bir toplum ol(a)mamanın sıkıntısını sürekli çekiyoruz. Okuma alışkanlığının sonradan kazanılması oldukça sorunlu oluyor. Çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmada izlenebilecek yöntemler üzerine görüşleriniz nedir?

– Öncelikle buna “okuma alışkanlığı” deme alışkanlığımızdan vazgeçmeliyiz biz yetişkinler. Bunun adına “okuma gereksinimi” diyebilmeyi başarırsak, çocuk bunu doğal gereksinimi olarak algılamaya başlayacaktır. Okumak bir gereksinim olabilirse kişilerde, o zaman topluma yansıyacaktır bu oran. Bu gereksinimi nasıl duyumsatabiliriz çocuklarımıza, yöntemi nedir? İlk ve “olmazsa olmaz” yöntem, evde büyüklerin, okulda öğretmenlerin kitap, gazete okuduğunu ve bunlardan zevk aldıklarını çocuğun görmesidir. Siz televizyon izlerken ondan kitap okumasını bekleyemezsiniz. Onunla kitapları konuşmak, tartışmak, okuduğunuz kitabı eşinizle/arkadaşınızla konuşurken çocuğun buna tanık olması, kendi kitap seçimlerinde özgür olduğunu fark etmesi gibi pek çok öneriden söz edilebilir. Bireyin kitapla buluşabilmesi, birçok etkeni içinde barındıran karmaşık bir süreç aslında. Bu süreci olumsuz etkileyen bir veya birden fazla etken başarılı bir okumanın, yani başarılı bir buluşmanın gerçekleşmesine engel olabilir. Çocuğun kitapla buluşma noktalarından söz ederken belki de en önemli konu, biçimsel okumadan asıl okuma eylemine geçişte onun elinden nasıl tuttuğumuzu tartışmaktır. Okullarımızda genelde yapılan şey onları biçimsel okumalara yönlendirmektir. Gördüğünüz gibi “yöntemler” dediğimizde açabileceğimiz pek çok pencere var. Bunun bir ayağı da okulda ve eğitim sisteminde çünkü.

. Bir yazar, aynı zamanda bir veli olarak çocuklarınıza kitap alırken neleri göz önünde bulundurursunuz?

– Çocuk, kitabı “ödev” olarak görmemeli öncelikle. İlgisini çeken kitapları almasına izin vermek, destek olmak gerekir. Bazı çocuk gezi kitabından hoşlanır, bazısı fantastikten, bazısı şiirden. Eğer ebeveyn onu seçimlerinde özgür bırakmazsa kitabın eğlenceli dünyasını keşfedemeyebilir. Bu nedenle seçimlerinde onları özgür bırakmaktan yanayım ben. Kimi zaman aileler bana şunu soruyorlar: “İyi ama doğru seçim yaptığına nasıl güveneyim?” Ben de o zaman diyorum  ki “yaşamda sizin de yanlış seçimleriniz olmuştur. Önemli olan onlara seçebilme özgürlüğünü vermek. Varsın birkaç kez yanlış yapsınlar, önemli değil. Kitabını seçebilme yetisi onlara başka alanlarda vereceğiniz özgüvene de bağlıdır.”
Gördüğünüz gibi konu, çok kapsamlı ve sorunuz belki de bir kitabın tümünün içeriği.
Bir anne olarak da sormuştunuz bana bu soruyu; ben çocuklarıma yalnızca öneride bulunurum ama kitaplarını kendilerinin seçmesinden yanayımdır. Onlara armağan olarak kitap almam pek, kendi seçtiklerini daha büyük zevkle okuduklarına tanığım çünkü.

. Çocuk kitapları seçmede en önemli sorunlardan biri, kitabın üzerinde hangi yaş grubuna özgü olduğunun yazmamasıdır. Sizin eserlerinizden bazılarında buna özen gösterildiğini görüyoruz. Bu sizin kişisel çabalarınızla mı oluyor, yoksa çocuk kitapları yayıncılığında bir gelişmeyi mi imliyor?

– Çocuk kitapları yayıncılığında büyük gelişme olduğunu sevinerek söylemeliyim. Yaş gruplarının yol gösterici bir not olarak koyulması olumlu bir girişim ancak yine de çocuğun gelişim evrelerine baktığınızda aynı yaşın her zaman aynı alımlama seviyesinde olmadığını görüyorsunuz. Çocuğun bireysel özellikleri bir yana, yaşadığı sosyal çevreye göre bile alımlama seviyeleri değişebiliyor. Yaş grubu belirtilmesi konusu bu açıdan tartışılabilir gibi geliyor bana.

. Çocuklara önermeniz istenseydi, hangi yazarları ve onların özellikle hangi eserlerini önerirdiniz? Yanıtı “zorlaştırıcı” bir soru sözcüğü eklemek istiyorum: Neden?

– Sevgili Güngör Şenkal, bu sorunun yanıtı hem çok kolay hem çok zor. “Çocuklara önermek” diye sorduğunuzda, bana “hangi çocuk?” sorusunun yanıtını vermelisiniz.
Çocuk hangi birikimde, hangi sosyal çevrede yaşıyor, kaç yaşında, ailevi durumu nedir, şimdiye kadar hangi kitaplarla buluşmuş. gibi onlarca soru sorabilirim size.
Gördüğünüz gibi “çocuklara şu yazarın şu kitabını öneriyorum” gibi kolaycı bir yanıtı, çocuk yazınına ve çocuğa saygısı olan biri olarak, veremem. Ancak genel olarak çocuklara şunu önerebilirim; hangi tür kitapları okumaktan hoşlanıyorsanız onları okuyun. Hepimizin çok sevdiği, daha az sevdiği türler vardır, bu ayıp değildir. Kendi türünüzü, yazarınızı kendiniz bulacaksınız, yeter ki bu keyifli yolculuğa çıkın. Yakın arkadaşlarınız ne okuyor çocuklar, hangi kitapları size önerirler, bu konuyu onlarla konuşun. Edebiyat tadını size verebilecek, temiz bir dille yazılmış yapıtların peşine düşün.

. Deneyimli ve başarılı bir yazar olarak, çocuklar için yazmaya yönelenlere neler söylemek istersiniz?

– Öğütler vermeyi sevmeyen biriyim ama mutlaka öneri isteniyorsa, öncelikle “çocuklar için yazmak” söylemini “yazmak” fiiline dönüştürsünler derim.  İster yetişkine ister çocuğa yazın, işin “edebi” yanını göz ardı etmemek gerekir. Çocuklar için yapılan edebiyat, edebiyatın bütün niteliklerini içermelidir.
Çocuk edebiyatı eserlerinin okuru hem çocuk hem de yetişkin olması nedeniyle dilsel değişkenlerin göz ardı edilmemesi gerekir. Çocuğun alımlama biçimi, çocuk gerçekliği konusunda birikimli ve duyarlı olunması gerçeğinin, “ben öğretmenim, çocukları iyi tanırım” gerçeğinden çok farklı olduğunu bilinmesi gerekir. Çocuğun ilgilerini, sorunlarını, “dil”ini anlayabilen bir başka çocuk olabilmeyi başarmak gerekir. “Edebiyat okuru”nu yetiştirecektir çocuk yazını, bu nedenle çocuklar için yazmayı düşünenler alandaki sorumluluklarını duyumsayarak çalışmalıdır.
Yetişkin için yazıyorsanız bu söyleyeceğim önemli değil; çocuk için yazıyorsanız ve içinizde “kırgın bir çocuk” varsa, ondan kurtulabilmeniz şarttır, belki de işin en zor yanı budur!
Mavisel Yener (d. Ankara, 1962)
1984’te Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinden mezun oldu. Şiir, öykü, masal, tiyatro oyunu, roman türlerinde pek çok eser verdi.
İki yıl süreyle Gazete Ege’de çocuk sayfası hazırladı. Haber Ekspres gazetesinin çocuk sayfasında  köşe yazarlığı yaptı. Varlık, Virgül, Edebiyat Eleştiri gibi yazın dergilerinde öykü ve yazıları yayımlandı. TRT Izmir Radyosu’nda iki yıl süreyle “Mavi mektuplar” isimli yazın köşesini hazırladı, sundu. 2007’de TRT Izmir Radyosu’nda “Mavi sözcükler” isimli köşeyi hazırlayıp sunmaya başladı. İki yazar arkadaşıyla (A.Akal, N.Yılmaz) birlikte kaleme aldığı Mor Gece Mavi Gün isimli oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2007 sezonunda sahnelendi.
Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve P.E.N. Yazarlar Derneğinin üyesidir.
Yazar, Genel merkezi İzmir’de olan AIDS ile Mücadele Derneğinin yönetim kurulu üyesi, uyuşturucu ve AIDS konusunda eğitici eğitmeni olarak çalışmaktadır. Çocuk yazını alanında atölye eğitmenliği de yapıyor.
Aldığı ödüller:
Yeni Asır gazetesinin İçimizdeki Köşe Yazarları Ödülü (1998)’nü, Evinden Kaçan Masal ile Tömer Anadili Masal Yarışması Ödülü (1999)’nü, Su Yeşili öyküsü ile Tömer Anadili 2000’e Öyküler Yarışması Ödülü (2000)’nü, “Üşengeç” adlı yapıtıyla Çocuk Mizah Öyküleri ödülünü (2001), Samim Kocagöz Öykü Birincilik Ödülü (2002)’nü, Ömer Seyfettin Öykü Birincilik Ödülü (2002)’nü, “Kayıp Seslerin İzinde” romanıyla Çocuk romanı birincilik ödülünü (2002), “Mavi Zamanlar” adlı yapıtıyla Çocuk Romanı birincilik ödülünü (2003), Mavi Ay (Aytül Akal ile birlikte) ile Çocuk Edebiyatçıları Birliği Yılın Çocuk Şiiri Kitabı Ödülü(2004)’nü, Ocakçı Gözleri isimli öyküsüyle İşçi Öyküleri ödülü (2005)nü kazandı.
Diş hekimliğini ve yazarlığı birlikte yürüten yazar, evli ve iki çocuk annesidir. (Bu bilgiler, sanatçının www.maviselyener.com adlı web sayfasından alınmıştır.)

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.