Basından,  Sıcak Sıcak

GİTME DÖNMEZSİN DEĞERLENDİRMESİ / SELÇUK OĞUZ (MAYIS 2013)

itme Dönmezsin…

SELÇUK OĞUZ

Ezgili söylem kitabın adında bile görülebilir; Gitme Dönmezsin…(*) Konularının ağırlığından; ölüm, ayrılık, yoksulluk, hüzün… insanın içine işleyen yeğinliği azaltmak için mi ezgili bir söylem kullanmış yazarMavisel Yener yoksa öykülerin yapısı mı ezgisel söylemde yazmaya zorlamış yazarı?.. Şu var ki ezgisel söyleme kapılan okur, öykülerin içine dalmaktan, yer yer öykü kahramanı olmaktan kendisini kurtaramıyor. Belki de herkesin bir ‘gitme dönmezsin’ öyküsü olduğundan, herkesin “Gitme Dönmezsin… öykülerinde, kendi öykülerini bulduğundan ezgisel söylemin etkisine kapılıyor. Yazarın, kitabı, “Sevdiği giden herkese…” armağan etmesi de bu düşüncemizi doğruluyor.

Gitme Dönmezsin… kitabının on dört öyküsü de aynı temayı işliyor; özü ayrılık olan, acıyla yoğrulan bir kopuşun öyküsünü. Ancak iki öykü GİTME DÖNMEZSİN–10 KAVARA ve GİTME DÖNMEZSİN–11YETKE ayrımsallık gösterir.

KAVARA\’da öykü kişisi Kemeraltı çarşısı, YETKE‘de ise bir kedidir. Bu iki öykünün söylemi de öteki on iki öyküden değişik. GİTMEYİN DÖNMEZSİNİZ diye seslenecektir Kemeraltı arkanızdan. YETKE’de ise sevgilerini tüketen karıkocanın tek paylaşamadıkları kedi GİDERSEM DÖNMEM, diyecektir geride bıraktığı çifte… Geri kalan on iki öykünün söylemi GİTME DÖNMEZSİN bildirimiyle biter.

Öykülerin genel yapısından özele inersek; Gitme Dönmezsin-1 Kale Apartmanı bir 12 Eylül öyküsü, bir çocuğun gözünden anlatılır. Belki de bu yüzden yaşanan acımasız kıyımı bile insancıl kılmış yazar öykünün sonunda:

“Birisi bahçe duvarına tebeşirle yazmıştı: GİTME DÖNMEZSİN!” sözünü okuduğumuzda 12 Eylül’ün toplumsal belleğimizde açtığı yaranın acısını içimizde duyumsatır; “Birbirine karışan seslerini anımsıyorum ama… Yüzleri yok!” (s.15) diyecek, bitirirken.

GİTME DÖNMEZSİN-2-3-4-5 yani GrizuOcakçı GözleriLiveraArın; adlarından da anlaşılabileceği gibi madenci öyküleri. Gitme dönmezsin ezgisel söylemin bu öykülerle daha bir örtüştüğü, anlamı pekiştirdiği görülür; okumalarımıza eşlik eden ezgi ise Ederlezi.

Bu dört öykü, madenci öyküleri oluşlarıyla da birbiriyle bağlantılıdır. Ancak on dört öykünün KAVARA ve YETKE de içinde, kimi ayrılıkların dönüşü olmadığının imgeleminden devinimle de bağlantılı olduğu söylenebilir. Bu bağlamda yazar, on dört GİTME DÖNMEZSİN öyküsünün birbiriyle bağlantılı olduğunu, bu yönüyle de bir ırmak öykü özelliği taşıdığını düşündürüyor.

Madenci öyküleri arasında konu, anlatım, ezgi yönünden daha güçlü bir bağ bulunması doğaldır. Yazar sanki dört öyküyü, onlara özel bir ezgili söylem vermek için kaleme almış. Grizu \”Saat yirmi bir sularındaÇingeneler Zamanı albümünden, “Ederlezi”yi dinliyordu.” (s.16) sözleriyle başlar. Arın’da \”Yine Ederlezi çalıyordu radyoda…\” sözleri öykü sonuna kadar devam edecektir. Kömürün karasına Ederlezi’nin sarısı eklenir. Doğrudan kömür madeninde geçen öyküler olmamakla birlikte yazar bize madende yaşamın acısını öylesine güçlü duyurur ki soluksuz okuduğumuz öykülerden Ocakçı Gözleri’nin Abdullah Baştürk İşçi Öyküleri Yarışması’nda birincilik ödülünü (2005) alması boşuna değildir.

Güçlü öykülerdir bunlar. Yazarın konuyu ele alışındaki ustalığı, maden yaşamını derinlemesine yansıtması, dil ve anlatım zenginliği kadar toplumsal yaşamı da, değerleri köklü kavramasından gelen bir yetkinlikle aktarır okura. Şu sözlerdeki anlatımsa, “Ocaktaki kömür, madencilerden daha önemliydi! Onlar ölebilirdi ama kömürler yanmamalıydı!” (s.19) kimi yönlerden Nâzım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanındaki, “Soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen bizim kadınlarımız…” dizelerini anımsatır.

Grizu ve Arın’da dış-iç bağıntısı olduğu gibi Ocakçı Gözleri ve Livera arasında da bir karşıt yaklaşımın söz konusu olduğu söylenebilir. Ocakçı Gözleri’nin kahramanı madenci hiç konuşmaz ya da onu kimse duymaz ama yazar bize o madencinin iç sesini duyurur:

“Bıldırcınlar ışığa, madenciler karanlığa uçar evlat… Oraya GİTME DÖNMEZSİN. Kimi ölüme ışık, kimi ölüme karanlık katık olur… Gökyüzünün nerde başladığını bıldırcın bilir, yeryüzünün nerde bittiğini madenci…”(s.29)

Livera’da ise öykü kahramanı madenci hiç susmaz! Ya da birinin konuşması ötekinin susması gibidir; madenci çığlığı, madenci yaşamı başkadır çünkü!

Sürgün, bir genç kızın, “Bir yudum suyla bile ağaç dolusu ürün veren bir zeytin o. Yeter ki sürgün filizlerini kırmasınlar…” diyeceksin sevdiğine (s.52) GİTME DÖNMEZSİN öyküsü.

Kadın öyküleri, madenci öyküleri kadar ağırlıkla yer tutuyor GİTME DÖNMEZSİN kitabında. Zeytin ve Zeytin doğrudan bir kadın öyküsü. Şiddet gören bir kadının öyküsü. Uğradığı şiddetle başkalaşıp zeytin tanesine dönüşen karayazılı bir kadın “bizim kadınlarımız”dan bir kadının öyküsü.

Bu anlamda El için de bir kadın öyküsü denilebilir.

İkili konuşma, ikili ilişkiler GİTME DÖNMEZSİN kitabının eşsiz düzeye çıkarılmış özelliklerinden. Kale Apartmanı bir çocuğun gözünden anlatılırken, başka her şey ikinci düzeyde kalır küçük çocuğun karşısında.Grizu’da benzer durumu Metin yaşayacak, Ocakçı Gözleri kömür karası sessizliğe gömülen madenci Ali ve doktor Aslan arasındaki ilişki, Livera’da kameranın karşısında bir madenci olarak çıkacaktır. Arın, aynı zamanda birbirine yabancılaşmış olan Nedim ve Gül’ün öyküsüdür. Sürgün’de genç bir kız ve falcı, Zeytin ve Zeytin, zeytin kadın, dış dünya, Aristo Osman içselleştirilmiş dış dünyanın imgeleminde yarattığı Rozinante\’sini arayan bir Don Kişot…

El’de iyileştirdiği hastasının elini taşa yansıtan hekimin yaşadıklarında toplumsal yaşamın yansısını bir başka ikili ilişkideki anlatımını buluruz.

KavaraGitme Dönmezsin… öykülerinde insan ilişkilerinin acımasızlığını, yalnızlığını derinlemesine işlemesi bakımından güzel bir örnek sunuyor:

Küçük kız tokadın acısını paylaşmak istercesine bakıyordu onun gözlerinin içine. Sanki Kemeraltı’nın yüreğinde, kalabalık içindeki yalnızlıkta buluşup sığınmışlardı birbirlerine. Bu yalnızlık ikisinin ortaklığıydı.” (s.81)

GİTME DÖNMEZSİN 12-13 iki ayrı durumdan yansıyan ortak acıyı anlatır. Elya, yabancılığın kendi yurdundan ayrılmak olmadığını, bazen geri dönüşün de bir ayrılık olabileceğini gösterirken Arap Araba Benzer’de bakışım tek tümceyle vurgulanır:

Memleketlerinde kimse dememiş mi bunlara GİTME DÖNMEZSİN diye!” (s.95)

Mazara Mazara Gambeta her gün bir benzerinin yaşandığı, değişmeyen sonucu hastaneye düşenin: GİTME DÖNMEZSİN… hastane günlüğü öyküsü.

Kırk ister bir son söz diyelim, ister bir dilek, kitaptan ayrı gibi de durur ama tam da yaşamın içindedir. Şiirsel bir sesleniştir aynı zamanda:

KIRK

On dört ayrı dilde seslenmiş yetmemiş, sağ yanına adını yeni öğrendiği rak şarkıcısını, soluna görmeyen adamı almış yazar…

Var güçlerince

Söylüyorlar şarkıyı:

G İ T M E   D Ö N M E Z S İ N

Bir şeyi kırk kere söylersen olurmuş. (s.104)

“Sevdiği giden herkese…” armağan ederken yazar, ayrılık acını da paylaşmak istemiştir sanki… Değil mi ki herkesin bir \’gitme dönmezsin…\’ öyküsü vardır, sevdiği giden herkesin de acısı ortak olacaktır…

_________________________

(*) GİTME DÖNMEZSİN Mavisel Yener. Bilgi Yayınevi, Birinci Baskı: Mart 2011
Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.